İtiraf etmek gerekirse, kimseye anlatamadığım bir hikâyem var. Adım Burak, 28 yaşındayım ve iki yıldır İstanbul’da büyük bir tekstil firmasında muhasebe departmanında çalışıyorum. Hikâyemin kahramanlarından biri de Melis. O, finans departmanında çalışıyor; benden birkaç yaş küçük, 25 falan. Kumral, düz saçlı, ince ve incecik elleri olan bir kız. Melis’le aslında ilk başta aynı kahve makinesini kullanırken tanıştık. Hep gülümsüyor, insanı rahatlatıyor, ama biraz da mesafeli davranıyor. Ama işte, bazen insanın hayatına giren birinin, günlük sıradan etkileşimlerde bile kafasını karıştırabileceğini görüyorsunuz…
Ben Melis’i ilk tanıdığımda bir arkadaşı gibi yaklaşıyordum. Sık sık ofisterasına kadar beraber çıkıp bir sigara yakıyor, on dakika muhabbet ediyor, sonra herkes kendi işinin başına geçiyordu. Aramızda belli bir çekim başlamıştı ama ikimiz de uzun süre hiçbir adım atmadık. Sanırım benim tarafımda özellikle ofiste bir şey yaşamaktan çekinmiş olmamın etkisi vardı. Dedikodu, yanlış anlaşılma, amirlerin bakışları falan…
Ama bu ikircikli haller, o kahve makinesinin başındaki küçük dokunuşlarla başka bir noktaya evrildi. Ben mesela bazen Melis’in koluna hafifçe dokunurdum, bir konuya gülerken. O da asla geri çekmezdi elini. Yine de, cinsellik konusu hiç açılmamıştı başlarda. İş ortamı insanı gerçekten frene bastırıyor, hele benim gibi birisiyseniz; hep doğru olanı yapmaya çalışan, kimseyi kırmak istemeyen bi’ karakterim var çünkü. Buna rağmen, ne zaman Melis’le göz göze gelsem, içimi tarif edemeyeceğim bir heyecan kaplamaya başladı, ona dair arzuladığım şeyler aklımda dönmeye başladı…
Bir cuma akşamıydı. Herkes erkenden çıkmaya başladı. Melis’le ofiste kalan son kişileriz. Yağmur yağıyordu ve taksi bulmak mümkün değildi. O sırada Melis yanıma gelip “Burak, biraz burada takılsak mı, taksi allamıyoruz zaten…” dedi. Ben de güldüm, “Zaten evde de yapılacak bir şey yok. Zaten hafiften içim sıkkın,” dedim. O gece şirketin küçük mutfağında oturduk, çay koyduk kendimize. Laf lafı açtı, başka konulara sardı; ilişkiler, eski sevgililer… Melis, üstünü başını biraz topladı, hırkasını çıkarıp sandalyeye astı. Üzerindeki ince beyaz gömlek tenini belli belirsiz gösteriyordu, göğüs hatları hafifçe belli oluyordu. Gözüm ister istemez kaçıyordu. Melis fark etti, ama tepki vermedi, sadece hafifçe tebessüm etti.
“Ne bakıyorsun öyle?” dedi gülerek. Bozulurum sandım, ama o da aynı anda, “Tatlı bakıyorsun, hoşuma gidiyor,” diye ekledi. Gerildim, yüzüm hafifçe kızardı, ama o an ikimizin de havası değişti. Aramızda farklı bir gerilim oluştu. Birkaç saniyeliğine bana yaklaştı, “Yalnız kalmayı sever misin?” diye sordu. “Genellikle evet,” dedim, “Ama bugün birisiyle yalnız kalmak daha iyi gibi…” Melis bana daha da yaklaştı, yüzü yüzüme biraz daha yanaştı. Sesimiz alçaldı, sanki ortam değişti. O an onu öpmek istedim ama kendimi geri çektim, çünkü daha önce hiç bir iş arkadaşımı öyle bir gözle görmemiştim. Yine de Melis’in de bana karşı boş olmadığını anladım.
Sonraki hafta boyunca kafam karıştı. Melis’le her gün göz göze geliyorduk, utangaç bir şekilde gülüşüyorduk. O günlerden birinde bana WhatsApp’tan yazdı: “Bugün iş çıkışı bir şeyler içelim mi?” Kabul ettim. O akşam bir kafede buluştuk. İlk başta sıradan muhabbetler döndü, ama sonra garson iki tane viski getirdiğinde işler değişti. Melis o kadar samimiyetle bakıyordu ki, içimden geçenleri saklamak istemedim. O da aynı şekilde, pantolonunun paçasını düzeltti, dizini bana dokundurarak biraz daha yaklaştı.
Bir süre sonra Melis aniden “Biliyor musun, bazen sana dokunmak istiyorum ama çekiniyorum,” dedi. Ben de hafifçe gözlerinin içine baktım, “Bence denemelisin,” dedim, sesim kısık ve çatallıydı. Elimi masanın altından onun elinin üzerine koydum, parmaklarını yavaşça okşadım. Melis’in gözleri kısıldı, hafifçe ısırdı dudağını. Sonra elini çekmedi, hatta bana yaklaştı. O an her şey bitmişti benim için; kararımı vermiştim, kendimi geri çekmeye çalışmak anlamsızdı artık.
Kafeden doğruca Melis’in Nişantaşı’ndaki evine geçtik, hava serindi, ama onun ellerinin sıcaklığını hissettim tüm yol boyunca. Kapıda ayakkabılarımızı çıkarırken kısa anlık bir sessizlik oldu. Melis anahtarını masaya bıraktı, yüzüme baktı, “Burak, şu anda bunu istediğine emin misin?” dedi fısıltıyla. O an içimi saran arzu ve güvensizlik çok karışıktı. İçimde eski korkular, dedikodular, yanlış anlaşılmalar çıldırmış gibiydi. Ama o bakışını görünce, seks dışında daha samimi bir yakınlık istediğini de hissettim.
Ben “Evet, eminim,” dedim sakince. Sonra bir adım attım, onu dizlerinden tuttum ve kendime çektim. Dudaklarımız buluştu. O kadar doğal, o kadar yoğun bir öpüşmeydi ki, her şeyi silip süpürdü içimden. Elleri boynumda, saçlarımın arasında dolaşıyordu. Ben de ellerimle yavaşça belini sardım. Onu yatağına götürdüm, gömleğini yavaşça çıkardım. Teninin o güzel sıcaklığına dokunmak, göğüslerini ellerime almak, onun derin nefesiyle daha da azgınlaştığımı hissettim. Melis’in vücudu hareketlerime karşılık veriyor, kalçasını bana doğru bastırıyor, bacaklarını belime dolayıp tamamen bana bırakıyordu kendini.
Fısıltılar arasında, “Biraz daha hızlı, Burak,” dediğinde tutamadım kendimi. Dudaklarımı göğüslerinin ucuna götürdüm, yavaşça emdim, elleri o sırada pantolonumu çekerken titriyordu. İlk defa birine bu kadar arzulu ve rahatça sahip oluyordum; ofisteki küçük elektrik nihayet vücuda bürünmüştü. Yatağa onu yatırıp, bacaklarını yavaşça araladım. İç çamaşırını usulca indirdim, parmaklarımı sıcaklığında gezdirirken onun nefesinin hızlandığını, iki eliyle saçlarımı tutup başımı aşağıya çektiğini hissettim.
Dilinle oyna, dedi kısık bir sesle. Bu, ona dokunmam için açık bir davetti. Yavaşça dudaklarıma aldım, ıslaklığında kayboldum. Kalçası hafifçe kıvranıyordu, nefesi kesiliyordu zaman zaman. Sonra yüzümü kendine çekti, “Yeter, şimdi bana gel,” dedi. Kondomu takarken gözlerinin o tutkulu bakışı, dilinde hafif argo bir tını vardı: “Çok fena sevişelim Burak, aklım çıksın.” Böyle bir parlayan arzu bana da geçti, penisimi yavaşça vajinasına yerleştirdim, tüm sıcaklığına karıştım. Bacaklarını daha da sardı, “Daha derine gir,” diye fısıldadı.
Ritimimizi hissetmek, içimizdeki tüm kararsızlıkları süpürdü. Ofiste aramızda başlayan minik flört şimdi kocaman bir cinsel şölene dönüşmüştü. Orgazma ulaşırken, Melis’in nefesi odada yankılanıyordu; o kadar derin ve zevk doluydu ki bedenim titredi. Yanağıma sarılı halde “Sabahtan beri bunu bekliyordum, iyi ki geldin,” dedi. Ben de, “Bundan sonra ofiste sıkılmak yok!” deyip kahkahalarla güldüm.
Ertesi sabah, ikimiz de biraz mahcup biraz mutlu uyanmıştık. Bu sevişme ve dokunuş bizi yakınlaştırmıştı, ama asıl garip olan, huzur dolu hissetmemdi. Artık Melis’in gülüşü bir sır olmanın ötesindeydi; her gördüğümde o geceyi anımsadım. Ve şunu anladım: Bazen kaçmaya çalıştığın arzular, seni aslında gerçek mutluluğa götürüyor.