Hayatımda ilk defa bu kadar utanarak bir şey yazıyorum. Belki yazdıkça içimi rahatlatırım, bilmiyorum. Ben 32 yaşında, inşaat sektöründe çalışan sıradan bir adamım. Adım Emre. Hikâyemin diğer başrolü ise Selin. Kendisi komşum, kiracımız, 38 yaşında, evli ve bir çocuğu var. Eşi Levent, İstanbul dışında çalışıyor, genelde ayda bir geliyor. Kocaman apartmanda iki katağzı yan yanayız. Eşimle de iyi arkadaşlar, ama aralarında kopukluk var, Selin ona yakın davranmıyor, ama bana her zaman sıcak, bazen fazla sıcak…
Her şey geçen kış başladı aslında. Bizim kapı kilidimiz arıza yaptı. Ben zaten elinden iş gelir biriyim, yardıma gittim. Selin tek başına, ince bir pijamayla kapının önünde bana bakınca içimde bir şeyler kıpırdamaya başladı. Aramızda çıplak bir şey konuşulmuyordu, ama bakışında bir davet vardı, o an hissettim. Orada bir gerginlik oldu, yüzüm yandı, gözlerimi kaçırdım. O anda hiçbir şey olmadı, ama aklımı bırakıp oradan çıkamadım. O peynirli börek ve çay ikram eder diye düşündüm ama aramızda başka bir elektrik olmuştu.
Bir süre sonra eşimle aramız bozulmaya başladı; işler, stres, tartışmalar derken, kendimi iyice yalnız hissetmeye başlamıştım. Her gün kapı önünde karşılaştığım Selin’in bakışları, gülümsemesi, bana verdiği hafif dokunuşlar kafamı bulandırıyordu. O arada Levent yine şehir dışındaydı. Bir gün, apartmanın bodrum katında asansör arızası için aşağı indim, tesadüf, o da elinde bir poşet çöple geldi. Üstünde farklı, kısa bir elbise vardı, kalçası belirgindi. Gözlerim istemsizce orada gezindi. Sessiz sedasız birkaç kat çıktık; o an, bana yana doğru döndü ve elini benim koluma koydu. Ben refleksle geri çektim, tam sormaya hazırlanıyordum, “Emre, yalnız mısın bu sıralar?” dedi.
Bir şey desem mi, demesem mi diye ağzımı açıp kapadım, “Yani, biraz kafam karışık…” diyecektim ki, bana iyice yanaştı, alçak sesle konuştu: “Sen de ben gibi mi, merak ettim…” O an bir süre göz göze geldik. O kadar yaklaşmıştı ki, dudaklarının sıcak nefesini hissediyordum ama yine geri çekildim. O da bir şey demeden yukarı çıktı. O bakışlar o gece aklımdan çıkmadı. Ne yapacağım bilemedim. Ertesi gün, zihnimde konuşmaları tekrar tekrar yaşarken, elimde olmadan sürekli onu düşündüm.
Aramızdaki bu çekim arttıkça, evde eşimle olan her tartışmada, Selin’in hayalini aklıma getiriyordum. Bir akşam, Selin, kapı önünde “Çay içer misin?” diye sordu. Eşim çocukla marketteydi. “Olur, içelim,” dedim. Salonunda, yakın mesafede oturduk. Bakışları daha cesurdu. Bacak bacak üstüne atınca ince dantelli pijamasından dizinin yukarısı görünüyordu. Dayanamadım, gözlerimi kaçırmadan izledim. O, göz göze geldiğimizde gülümsedi.
Selin: “Emre, bence yalan söylemeye gerek yok. Bu oyunun başında, ikimiz de erotizmden korkmayalım…” dedi ve ince parmaklarını yavaşça koluma sürdü. Nabzım hızlandı. “Selin, yanlış anlama, ama biliyorsun eşim…” dedim ama lafım yarım kaldı.
“Bir şey olmayacak, istemezsen. Yalnızca… dokunuş yeter.”
Göz göze geldik. Ben de çekinerek elini tuttum. Bir süre sessizce oturduk. O, elimi yavaşça kendi bacak arasına doğru sürükleyince, içimden hiçbir şey demedim. Aklım tamamen berhava olmuştu.
O gece, eve döndüm, eşim gelene kadar yatağımda dönüp durdum. Sabaha kadar hayalini düşündüm: O ince pijamanın altında bacaklarını, bana dokunduğu andaki sıcaklığı… Hem suçluluk, hem de inanılmaz bir heyecan içindeydim. Bir yandan “Yapma!” diye içimden sesler yükseliyor, bir yandan da Selin’in vücudunu hayal ediyordum. İki gün boyunca fazladan karşılaşmadık. Ama dördüncü gün, yine çöp atmaya çıktığımda, beni arka bahçedeki küçük depoya çağırdı.
Kapıdan girince “Kapat kapıyı, kimse bakmasın…” dedi. Kalbim küt küt atmaya başladı. Beni kollarımdan içeri çekti; o an ne nefes aldım, ne konuşabildim. Vücudumu kendine doğru bastırıp, dudaklarıma kapandı. Sıcaklığı ciğerime indi. Bir an sanki durmalı, geri çekilmeli dedim. Ama o kadar çok istemişim ki, ellerim bir anda belini kavradı.
Selin’in teni yumuşacıktı. Dudaklarından boynuna indim, parmakları gömleğimi açarken “Çok istiyorum seni,” dedi. Etrafın çok sessiz oluşu gerilimi katlamıştı. Hiç o kadar heyecanlanmamıştım. Gömleğimi attıktan sonra, elleri pantolonumun fermuarına gitti. Vücudum titriyordu, “İstersen dururuz…” dedim hala, o ise “Ne bekleyeceğiz ki?” der gibi pantolonumu aşağıya indirdi.
Külotumdan fırlayan sertliğin üstüne eliyle bastırdı, bir inleme çıktı ağzımdan. “Aylardır böyle hissetmedim…” dediği anda artık olayın geri dönüşü yoktu. O da elbisesinin askısını çekti, göğüsleri avucumdaydı. Küçük depo, daracık ama sıcak; Selin’in gövdesi ise alev gibi. Bir anda yere çömeldi, dudaklarını cinsel organıma değdirirken bir an başım döndü. O an beynim boşaldı, gerilimi iliklerime kadar hissettim.
Sonra doğruldu, sırtımı duvara yasladı, saçlarını savurdu. Bacaklarını açıp bana sokuldu. Pijamasının altındaki dantelli çıplaklığı gözlerime bir kez daha serdi, parmaklarımı arasında gezdirdi. Seksin eşiğinde salyangoz gibi yavaş, ardından aç bir kedi gibi hırslı hareketlerle bana kendini verdi. Vücudunu tamamen bana dayadı; belinden kavrayıp çekince kucağıma iyice oturdu. Birbirimizi yalayarak, koklayarak, ısırarak seviştik.
İlk defa bir kadın kollarımda o kadar istekli, o kadar cesur, o kadar çıplaktı. Ellerim göğüslerinde, parmaklarım içindeydi. O hizaya geldikçe, “Bunu daha fazla erteleyemem…” dedi. O anda kendimi tamamen bıraktım.
O küçük depoda, yer soğuk ama vücutlarımız kaynar haldeydi. Zaman durmuş gibiydi, göz göze geldik, nefes nefese… Artık geri adım yoktu. Son çizgi aşılmıştı. Tüm tabu ve sınırlar yıkılmış, en karşı konulmaz arzularımız birbirimizin bedeninde hayat bulmuştu. Sonunda hem zihnen, hem bedenen boşaldık. O anda, suçluluk sanki bir süreliğine yok oldu; sadece birbirimizin sıcaklığında kaybolduk.
İşte bütün itirafım bu. Tanıdık, sıradan komşuluk aşaması, günler süren cinsel gerilim, kararsızlık, suçluluk ve finalde her şeyin aşıldığı bir yasak sevişme. Şimdi her karşılaşmamızda göz göze geldiğimizde, ikimiz de o anı tekrar tekrar yaşıyoruz. Fısıltıyla: “Bir daha olsa ilk sen kaçar mısın?” dediğinde, ben de susuyorum. Cevapsız kalan en büyük sorum bu sanırım.