Ev arkadaşım Yasemin ile aynı evi paylaşalı neredeyse bir yıl olacak. Başlarda iki yabancı gibi, mümkün olduğunca mesafeyi koruyarak yaşadık. O tipik Anadolu aile disiplininden gelen, sessiz, biraz utangaç bir kızdı. Ben ise İstanbul’da doğup büyümüş, ne bileyim, biraz daha rahat bir adamım. Beraber geçirdiğimiz zaman arttıkça, Yasemin’in bana karşı olan buzları yavaş yavaş erimeye başladı. Birlikte yemek yaparken şakalaşmalarımız, akşamları dizi izlerken kurduğumuz sohbetler daha samimi hale geldi. Ama ikimiz de arkadaşlığımızı aşacak bir adım atmaya hiç cesaret edemedik.
Bir akşam işler biraz farklı bir yöne gitti. İşten eve geç döndüm. Salonda Yasemin’i tek başına bir kadeh şarap içerken buldum. Genellikle çay dışında başka bir şey içmezdi. Göz göze geldik. “Çok mu yoruldun bugün?” dedi hafif tebessümle. “Hemde nasıl… Yiyecek bir şey var mı?” dedim. “Pilav yaptım, hazırda köfte de var” dedi. Masayı kurarken göz ucuyla bana bakıyor, tam bir şey söyleyecek gibi oluyor ama hemen vazgeçiyor gibiydi.
Sofrada muhabbet derinden aktı. Bir anda soruyu patlattı: “Sence, insan en yakınındakiyle sevgili olursa ne olur Ali?” Bir an durdum, ağzımda lokma vardı. “Zor soru” dedim, sırıtıp. “Her şey güzel giderse harika olur herhalde. Ama arıza çıkarsa, o yakınlık bıçak gibi ters tepebilir.” Yasemin başını öne eğdi. “Hiç kimseye bu kadar yakın hissetmemiştim” dedi, sesi neredeyse fısıltıydı. O anda masada öylece kalakaldık. Göz göze geldik, aramızda bir şey var gibiydi ama birbirimize adım atacak cesaretimiz yoktu sanki.
Yemekten sonra bulaşıkları beraber yıkadık. Birkaç kez kolumuz birbirine dokundu, bine yakın bir elektrik aldığımı hissedebiliyordum. Daha sonra salonda, omuz omuza oturup film açtık. Filmi hatırlamıyorum bile, tek düşündüğüm Yasemin’in saçlarının kokusu, o yumuşacık elinin sık sık dizime temas etmesi. Arada komik sahnelerde birlikte güldük, ellerimiz bir anda birbirine değdi ve o an bir şeyin kırıldığını hissettim. Gözlerinde, daha önce hiç görmediğim o cesaretsiz ama bir o kadar davetkar bakışı vardı.
İçimde bir çırpıntı başladı. Ne yapmam gerektiğinden emin değildim. Yasemin de kararsızdı. Aramızda görünmez bir hat var gibiydi; bir adım ileri gitsek başka bir dünya açılacak, geride kalırsak her şey eskiye dönecek. “İstersen odana geçeyim” dedi bir noktada. “Yok, istersen burada film izlemeye devam edelim” dedim, sesim hafif titremişti. Yasemin cılız bir gülümsemeyle başını salladı, bu defa bana daha yakın oturdu.
Bir süre sessizce film devam etti. Sonra Yasemin bacaklarını altına çekip bana iyice sokuldu. Gözlerimi ekrandan onun yüzüne kaydırdım. O da bana dik dik bakıyordu. “Ne oldu?” diye sordum, kelimeler boğazımda düğümlenmişti. “Hiç… Sadece… Bilmiyorum. Sana dokunmak istiyorum, ama doğru mu yanlış mı, kafam karışık” dedi hafif titrek bir sesle.
İşte o cümleyle aramızdaki duvar tamamen yıkıldı. “İstersen dokun” dedim, her şeyimle ona açıktım artık. Tereddüt etti, bir an elini çekti. Sonra, elini utangaç bir şekilde dizime koydu. Eli buz gibiydi, ama içinde bir ateş vardı sanki. Ben de elimi onun elinin üzerine koydum, avuçlarımda kalbinin hızını hissediyordum. Yavaşça elini tutup çektim, kucağıma oturdu. Gözleri kocaman açılmıştı, uzun kirpikleri titriyordu.
Bir an hiçbir şey yapmadık, nefeslerimiz karıştı. Sonra Yasemin yavaşça ellerini boynuma doladı, ben de saçlarını okşadım. “Gerçekten istiyor musun?” dedim. O an her şey onun cevabına bağlıydı, geri adım atabilir, sabaha her şey eskisi gibi devam edebilirdi. Gözlerini kaçırdı, hafifçe başını salladı. “Evet… Ama korkuyorum” dedi. Dudaklarıma yaklaşırken nefesini hissettim. “Birlikteyken korkmana gerek yok” dedim.
Dudaklarımız buluştuğunda dünya tamamen sustu. Beklediğimizden daha tutkulu, daha yoğun bir öpüştü. Elleri tişörtümün altından tenimi okşadı. Ben ellerimi beline sardım, ince vücudu titriyordu. Öpüşerek kanepeye doğru yavaşça kaydık. Yasemin’in elleri gömleğimi açmaya başladı, her bir düğmede önce tereddüt etti, sonra cesaret buldu. Gömleğimi omuzlarımdan sıyırırken, ben de ellerimle onun ince beline sarıldım.
“Dur, kapıyı kilitlesek mi?” diye fısıldadı. Birden gerçekliğe döndük. Gülerek kapıya koştum, anahtarı çevirip döndüm. Yasemin’in gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Salona geri geldiğimde hala heyecandan titriyordu. Yanına uzandım, bu sefer daha açıktı. Ellerimle saçlarını yana ittim, dudaklarını öptüm. Derin nefeslerle üzerimdeki bütün yüklerden kurtulmuş gibiydim. Onun vücudunu keşfetmek, teninin sıcaklığını hissetmek dünyanın en güzel hissiydi. Yasemin hassas yerlerine dokunduğumda nefesi sıklaştı, titredi. İç çamaşırlarının üzerinden temas ettiğimde, vücudu neredeyse ateşten bir demir gibiydi.
Kendimi hiç tutmadım, o da bana tamamen açıldı. Dudaklarım boynunda gezinirken, Yasemin elleriyle saçlarımı okşadı. Birlikte salonun loş ışığında, sessizliğin içinde özgürce seviştik. İlk kez olduğu için biraz çekingen ve heyecanlıydı, her hareketinde hem utangaçlık, hem merak vardı. Vücudunu ellerimle keşfederken, korkuları yerini zevke bıraktı. O gece sabaha kadar beraber kaldık. Hiç konuşmadık, ama her bakışta her dokunuşta, kelimelerin ötesinde bir yakınlığı hissettik.
Sabah olduğunda uyandığımda Yasemin başımı kucağına almış, saçlarımı okşuyordu. “Ne garip” dedi, “Dün geceye kadar sana dokunmaya bu kadar cesaretim yoktu.” Ona baktım, “Bazen insan bir riski almazsa, hayatı boyunca hep aynı yerde kalıyor, değil mi?” dedim. Gülümsedi. Sonra bana sıkıca sarıldı.
O günden sonra aramızda her şey değişti. Artık sırf ev arkadaşı değil, birbirimize dokunabilen, arzu duyabilen iki yetişkin olmuştuk. İçimde uzun zamandır varlığını hissettiğim bir boşluğun doldurulduğunu hissettim. Yasemin’le aramızdaki o ince çizgi aşılınca, artık geri dönmek imkânsızdı ve inanın, bundan hiç pişman olmadım.