Yasaklı Ofis Aşkı: Ayşegül’le Aramızdaki Tutku

Yasaklı Ofis Aşkı: Ayşegül’le Aramızdaki Tutku

Ben 27 yaşında, İstanbul’da bir finans şirketinde çalışan sıradan biriyim. Her gün sabah yedi buçukta uyanır, trafiği, gürültüyü, toplu taşımadaki kalabalığı laf olsun diye değil, gerçekten çekerek işe giderim. Hayatıma renk katan nadir şey ise, ofiste birlikte çalıştığım Ayşegül’dü. O ilk başladığında içeri girdiğinde, kahverengi saçları ve kendinden emin adımlarıyla dikkatimi çekmişti. Bizim kattakiler arasında yeni mezun enerjisiyle konuşulan o gizli güzellik, içerideki bütün erkekleri kısa sürede kendine hayran bırakmıştı.

Ayşegül benden iki yaş küçük. Karşılaştığımız ilk anda bir elektrik hissettim ama ona hiç açılmadım, çünkü şirket ortamında bir “dedikodu malzemesi” olmaktan çekindim. İç sesim de “bulaşma” diyordu açıkçası. Sabırlıydım, sadece izledim. Fakat o da farkındaydı, selamlarımıza zamanla tebessümler, sohbetler eklendi. Başta nötrdü aramız ama her gün bir adım daha yaklaştık. Çay molasında abuk sabuk gündemden konuşurken göz göze geldiğimizde, o an garip bir heyecan yaşardım. Elimdeki bardağı sıkardım, biraz utangaç davranırdım. O ise biraz dalga geçip, hızlıca lafı değiştirirdi. Aramızdaki bu küçük tensel oyunlar, birkaç ay sürdü.

Bir gün, öğle arasında aşağıya çıkıp yemek yemeye karar verdi. Yan masaya oturdu. Ben de boş masa bulamayınca yanına yaklaşmak zorunda kaldım. “Burayı alabilir miyim?” dedim, “Tabii ki, yalnız yeşil fasulye soğumuş diye dırdır ediyorum, hazırlıklı ol,” dedi. O an gülümsediği gibi, sanki çocukça bir samimiyet doğdu aramızda. Öğleden sonra üçte WhatsApp’a numarasını yazıp, “Fasulyeyi üçüncüye pes etmeden yerken foto atmazsan küserim :)” diye mesaj attı. O gün iş çıkışında eve dönerken, aramızdaki basit mesajların ilerleyeceğini anlamıştım.

Bir hafta boyunca mesajlaşmalarımız arttı. İş saatleri dışında bile birbirimize ofisteki sıkıcı olayları, özel hayatımızı anlatmaya başladık. Ayşegül’ün samimi ama hafif alaycı üslubu hoşuma gidiyordu. Bir gece, “Yarın sabah ofiste kimse yokken kahve içer miyiz?” dedi. Bunu bir davet gibi algılamadım başta, ama o sabah biraz daha süslü giyinerek erkenden gittim. Ayşegül zaten gelmiş, masasını topluyordu. “Gel, kahve benden,” dedi. İki tane kupaya kahveyi doldurdu, camın önündeki küçük oturma köşesine oturduk.

Yan yana içtik kahveyi. Hava henüz aydınlanmamıştı, dışarıda yağmur yağıyordu. O gün ışığında onu daha farklı gördüm. Gömleğinin düğmeleri biraz açıktı, boynundan teni görünüyordu. O an bir şeyler hissettim ama yine de kendime engel olmaya çalıştım. “Ne oldu, niye sessizsin?” dedi. “Yorgunum biraz,” diye cevapladım. Kahveleri bitirmiştik. Ani bir hareketle hafifçe koluna dokundum. “Çok güzel bir sabah oldu,” dedim. O ise, “Ofis saatinden önce gizlice takılmak bayağı heyecanlıymış,” dedi. Bir anda göz göze geldik, içten bir gülüş oldu.

Birkaç gün sonra bir iş toplantısından sonra asansör lobisinde yalnız kaldık. O gün stresli bir gündü hepimiz için; Ayşegül etek giymişti, uzun süredir ilk defa dikkatimi bu kadar çekmişti. Asansör bir anda durdu, alt katta elektrikler gitmişti. Hafif bir panik oldum, o ise, “Of, çok saçma ya! Sıkışıp mı kaldık?” dedi. O sıkıntılı an, “Korkma, buradayım,” dedim, istemsizce omzuna dokundum. Bana döndü, bir an göz göze geldik. O an zaman dursa da ikimiz de bir şey yapmadan bekledik. O elektrikli dakikalar farklı bir yakınlık oluşturdu.

Olaydan sonra WhatsApp’ta bana “Sen olmasan biraz gerilirdim, iyi ki” diye yazdı. O gece boyunca mesajlaşmalarımız abartılı derecede flörtleşmeli hale geldi. “Ay ne tatlısın, bana sarılıp uyusan rahatça uyuyacağıma eminim,” gibisinden açık açık yazmaya başladık. Cevaplarımı dikkatli yazıyordum. Beraber bir akşam bir şeyler içme teklifini ben ettim, önce “Ofs, rezil oluruz, dedikodu olur sonra” bahanesiyle kaçındı. Sonra, “Ama Anadolu yakasındaysan orada bizim arkadaşlarla bir iki yere giderim, haberin olsun” dedi. Anladım ki kırmızı ışığı bozmadan geçmem gerekiyor: Aramızda bir çekim var ama Ayşegül bir yandan kararsız.

O hafta sonu oldu, saat akşam 8 gibi yazdı: “Kadıköy’deyim, istersen gel.” Direkt üstümü değiştirdim, yağmurlu havada dışarı çıktım. Gittiğimde üç kız daha vardı. Ortam keyifli ama muhabbete uzaktan katılıyorum, Ayşegül ara ara gözümün içine bakıyor. Bir ara dışarıya sigara içmeye çıktık. “Burası biraz gürültülü, azıcık kafa dinleyelim,” dedi.

Karnemde bir tuhaf his… Dışarıda yağmur damlaları saçına düşüyor, hafifçe ona doğru eğildim. “Çok güzelsin,” dedim. Birdenbire bir şey söylemedi, sadece başını eğdi. Birkaç saniye öyle bekledi, ellerini ceketinin cebine sokup, “Aslında ben de senden hoşlanıyorum ama ofiste… biliyorsun işte,” dedi. “Sadece arkadaş kalmayalım artık,” dedim, dudaklarım titredi. Gözlerini kaldırıp bana baktı, “Deneriz ama sonra işler sarpa sararsa…” derken cümlenin sonunu getiremedi. Bir anlık cesaretle eğildim, dudaklarından öptüm. Sıcacıktı, inceden bir nefes verdi. O an bir şeyler değişti.

Bir taksi çağırıp “Benim eve gelmek ister misin?” dedim. “Çılgın mısın, kızlar duyar,” dedi ama gözlerinde başka bir şey vardı. “Yarın sabah ofiste kahve bahanesiyle odama gelsene,” dedi sessizce.

Ertesi sabah kalbim güm güm atıyordu. Ofiste kimse yokken yanına gittim. Masasının üzerine oturmuş telefonu kurcalıyordu. Kapıyı sessizce kilitledi. Hiçbir şey konuşmadan bana yaklaştı, bir an ellerini belime sardı, gömleğimi yukarı doğru çekmeye başladı. “Dün geceyi düşündüm sadece,” dedi nefes nefese. Aramızda geçen tüm o çekim vücutlarımızda patlamaya dönüştü. Ellerini sırtıma, enseme doladı, öpmeye başladık. Odayı sanki bir sis kapladı.

Ayşegül tenime dokunurken vücudum alev alev yanıyordu. Gömleğimi çıkardı, ben de onun gömleğini aşağı doğru indirdim. Sutyeninin askılarını yavaşça açtım. Göğüsleri ellerimdeydi, teninin kokusunu içime çektim. O an gerçekten tamamen kopmuş gibiydik; kimse yoktu, sadece ikimiz. Ayşegül, “Bunu hep istiyordum,” dedi kulağıma fısıldayarak. Bu sözü duymak delirmeme yetti.

Pantolonunu çıkarırken gözümün içine baktı, “Çıldırmak istiyorum,” dedi. Parmaklarım kasıklarına gittiğinde aniden inledi. Dilimle boynunu dolaşırken kollarıma daha sıkı sarıldı. Yavaşça iç çamaşırını sıyırdım, ıslaklığı ve sıcaklığıyla delirttiriyordu beni. Parmaklarımı içine kaydırırken ayağını masama attı, kalçasını kaldırdı. Ağzımla meme ucunu emmeye başladığımda neredeyse çıldıracaktı.

Bir an sonra pantolonumun fermuarını açtı, sertleşmiş halimi avuçladı. Yavaşça eğildi, ağzıyla o sıcaklığı vücuduma verdi. Derin nefeslerle başını kaldırdı, “Şimdi,” dedi kısık bir sesle. Masanın üzerine sırtüstü uzandı, bacaklarını açarak bana davetkâr bakışlar attı.

Onun vücuduna girmek, tam anlamıyla alıştığım hayatın dışına çıkmaktı. Tenlerinin sıcaklığı karıştı, kalçalarını avuçlayıp kendimi tamamen ona verdim. Her girişimde iniltileri odayı doldurdu, dudaklarını parmaklarını sıkarken adımı sayıklıyordu. İçimdeki bütün bastırdığım duygular, ofisin kalın duvarlarının ardında döküldü. O da, ben de, bu anı uzun zamandır beklemişiz; bir süre sonra beraber zirveye ulaşırken göz göze geldik.

İşim bittiğinde üzerimizi aceleyle giyindik, birbirimize baktık, gülümsedik. Ayşegül, “Bunu artık gizli bir oyun gibi yaparsak daha çok heyecanlandırır,” dedi. Şimdilik sadece ikimizin sırrı. O günden beri, işte yan yana geçtiğimizde gözlerimiz birbirini arıyor. Bizim hikayemiz, sıradan hayatın içinde geçen, içindeki en yasak en gerçek tutkuya dair bir itiraf.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *