Yavaş Yavaş Yaklaşan Tutku: Komşum Özlem’le İlk Gecem

Yavaş Yavaş Yaklaşan Tutku: Komşum Özlem’le İlk Gecem

Dürüst olmam gerekirse, her şey biraz tesadüfen başladı. 27 yaşındayım, İstanbul’da yaşıyorum. Babamla annem Anadolu’da, ben onların gönderdiği evde tek başıma yaşıyorum. Hayatımın büyük kısmı iş, ev ve arada sırada arkadaşlarla zaman geçirmek şeklinde geçiyordu. Komşularla fazla muhabbetim olmazdı genelde, ama bizim apartmana yeni taşınan Özlem’le işler değişti. Özlem apartmana taşındığı günden beri fark etmemek mümkün değildi. Benim yaşlarımda, belki bir iki yaş büyük, uzun siyah saçlı, gözlerinde sürekli bir garip anlam vardı. Ama ilk haftalarda selam vermek dışında hiçbir şey olmadı.

Tabii, her zaman koridorlardaki karşılaşmalar, asansör beklerken kısa sohbetler, böyle ufak tefek şeyler arttı. Başlarda konu hep havadan sudan açılıyordu: “Kombin çalışıyor mu?”, “Kargo aşağıda kaldı, haberiniz olsun.” falan. Ama her karşılaşmada göz göze gelme sürelerimiz uzuyordu ve kelimelerin arasında başka bir şey aktığını hissediyordum. Özlem’in tavırları garip şekilde güven veriyordu. Bir iki kere akşam işten dönerken elinde poşetlerle kapısının önünde zorluk çektiğini gördüm, doğal olarak yardım ettim. O sırada kutuları taşırken bile ellerimiz birbirine değdiğinde ya da göz göze geldiğimizde nabzım hızlandı.

O akşam, Özlem bana teşekkür ettiğinden biraz daha fazla konuşma imkânı buldu. İçeriye geçtiğimizde, baktım mutfağın ışığı açık, pijamalarına geçmiş, saçlarını toplamış, bana bir çay teklif etti. O an için çok sıradan bir olay gibiydi ama oturduğumuz anda içinde bulunduğum ortamın tatlı bir tuhaflığı vardı. Camdan dışarı bakarken “Bazen yalnızlık fena koyuyor insana, değil mi?” dedi. Ne kadar yalnız olduğumu bilmiyordu aslında. “Alışıyorum artık.” dedim. Elini bir an çay bardağının kenarına koyup bana baktı. ”Kimi zaman ben bile, alıştığımı zannederken bile, insanın nefesi daralıyor.” dedi. O cümleyle birlikte odaya sessizlik çöktü, sadece hafif radyoda çalan müzik duyuluyordu. Göz göze geldik.

Birkaç gün sonra, akşam eve geldiğimde kapımın önünde özensizce bırakılmış bir not buldum. Özlem yazmış: “Kahveye beklerim, müsaitsen gel.” Altına bir gülücük çizmiş. O an içimde hafif bir telaş başladı. Hazırlandım, az ama dikkat çekmeyecek şekilde parfüm sıktım. Kapısını çaldığımda üzerinde ince bir tişört, rahat bir eşofman vardı. Saçları ıslaktı, yeni duş almış gibiydi. İlk anlarda fazla bir beklenti içine girmemeye çalıştım. Oturduk, kahvelerimizi içtik. Konuşurken kendimi rahat hissetsem de, zaman zaman ona bakışlarımda bastırmaya çalıştığım bir arzunun olduğunu hissettim. Özlem de bunu fark etti mi bilmiyorum ama yüzünde hafif bir tebessümle bana baktığında hafif bir gerilim oldu.

O gece uzun uzun sohbet ettik. Zaman nasıl geçti anlamadım. Özlem laf arasında eskiden yaşadığı ilişkileri anlatmaya başladı. Birisinden alınan yaralar, yapılan yanlış seçimler, tekrar güvenmekte zorlanmalar… Bir anlığına göz göze geldiğimizde, ben sessiz kaldım. O kadar çok söylemek istediğim, dokunmak istediğim şey vardı ki… ama kendimi frenledim. “Senin hiç, böyle…” dedi, sonra cümlesini tamamlayamadı. “Ne?” dedim. “Sabahı beraber karşılamak istediğin biri oldu mu? Gece boyunca sadece yanında kalsın, sana dokunsun, ne konuştuğunuz hiç önemli olmasın?” Bakışlarından bir şeyler ima ettiğini hissettim ama o gece daha ileriye gitmedim. Vedalaşıp kapıya kadar uğurlandım. İçimde bir yanım “Şimdi dönüp sarılmalısın,” derken bir yanım “Belki yanlış anlar, saçmalama.” diyordu.

Bir iki gün boyunca bu kararsızlıkla dolaştım. Mesajlarını okudum, cevap yazmak istedim ama basit cevaplarla geçiştirdim. İçim içimi yesin… Sonra bir akşam yine koridorda karşılaştık. Elinde poşet vardı, ben elimle almaya çalışırken bileklerimizi istemeden birbirine değdirdik. Gözlerimizi kaçırmadık bu sefer. “Yardım etmemi ister misin?” dedim. Kapıyı açtık, içeri girdik. Poşetleri mutfağa bıraktık. Sessizce yüzüne baktım. O da baktı. Bu sefer kendimi frenlemedim. Zaten o da hiçbir şey söylemeden bana sarıldı, göğsüme başını yasladı. O kadar yakındık ki nefesini boynumda hissettim. Ellerimi sırtında gezdirirken belinden tuttum. Kokusunu ciğerlerime çektim. Parmaklarım saçlarının arasında kayboldu.

Özlem bir adım geri çekilip gözlerimin içine baktı. “Ne zamandır bunu bekliyordum biliyor musun?” dedi. “Ben de… Ama beklemekten başka yol bulamadım.” dedim. Yavaşça dudaklarımla boynuna dokundum. Teni ısındı, elleri tişörtümün içine girdi, sırtımı okşadı. Dudaklarımız birbirine değdiğinde, elektrik gibi bir şey hissettim. Dilimiz buluştu, bana daha fazla yaklaşmasına izin verdim. O an içimdeki her şey kabardı. Elleriyle göğsümde gezindi, tişörtümü üzerinden sıyırdı. “Burada mısın, yoksa başka bir yerde mi?” diye fısıldadı. “Tam buradayım, şu an sadece seninleyim.” dedim.

Birbirimize doyasıya dokunmaya başladık. Özlem’in elleri vücudumda dolaşırken hafifçe inledi. Tişörtünü, ardından sütyenini yavaşça çıkardım. Göğüsleri avuçlarımın arasında, dudaklarımda dolaştı. Onun da elleri pantolonumun fermuarını açtı. Birbirimizi hiç bu kadar çıplak, bu kadar kırılgan görmemiştik. Onun teni, benliğimi sarhoş etti. Özlem beni kanepeye itti, bacaklarını iki yana açtı. Dudaklarım kasığına yaklaştı. “Dur, çok hızlı gitmeyelim.” dediğinde nefes nefese kalmıştı. Ellerini yüzümde gezdirdi. Ama artık fren kalmamıştı. Öpüşmeye, öpmeye daha hızlı devam ettim. Dilim yavaşça kasıklarına, sonra klitorisine indi. Parmaklarım içine kayarken kasıkları titredi.

“Daha fazla istiyorum.” dedi kısık bir sesle. Dudaklarım hala kasıklarında, elleriyle başımı orada tutarak inledi. Sonra, “Sıra sende.” dedi. Pozisyon değiştirdik, Özlem üzerime çıktı. Sıcaklığı bacaklarımda, kalçalarında hissettim. Penisimi eline aldı, yavaşça içine aldı. Birlikte hareket etmeye başladık. Göz göze geldik, nefeslerimiz karıştı. Göğüsleri yüzümde, elleri saçlarımda. O an zaman durdu, her şey Özlem’in içinde, onunla beraber olmak içindi.

Bir süre sonra beraber boşaldık. O an bacaklarımız birbirine dolaştı, sırtıma sarıldı. O geceyi onun kollarında bitirdim. Sonra, sabah uyandığımda güneş odasının perdesinden sessizce süzülürken dönüp bana gülümsedi. O an, kendime itiraf ettim, hayatımda ilk kez biriyle, bu kadar yavaş, bu kadar gerçek, bu kadar içten olmak istemiştim. Demek ki, aşkın ya da arzu dolu gecelerin formülü aslında o çok beklenen kararsızlık ve doğru anmış.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *