Birazdan yazacaklarım pek de gurur duyduğum şeyler değil ama sanki içimde tutamıyorum, biriyle paylaşmam lazım gibi hissediyorum. Adım Emre, 22 yaşındayım. Ailemle Ankara’da yaşıyoruz ama geniş bir akraba çevremiz olduğu için her yaz Kızılcahamam’daki yazlığa gideriz. Orada, genelde bütün sitedeki komşular tanıdıktır, yaşlar birbirine yakın olmasa da, herkes herkesin çocuğunu mutlaka tanır. İşte bu yaz, hayatım boyunca unutamayacağım bir şey yaşadım, anlatmak istiyorum.
Her şey, komşumuz Nermin Teyze’nin kızı Yasemin’le başladı. Yasemin benden iki yaş küçük, üniversitede okuyor. O zamana kadar onu hep “komşumuzun uslu kızı” olarak bilirdim; fazla görüştüğüm biri değildi açıkçası. Lise zamanında sokakta arada selamlaşır, sosyal medyada da takip ederdik ama hepsi o kadar. Bu yaz başında Yasemin’in saçlarıyla oynayıp yeni bir tarz yaptığını gördüğüm an, kafamda bir yerlere oturdu sanki. Değişmişti. Olgunlaşmış gibiydi, daha kadınsı, daha özgüvenli duruyordu. Ama tabii, ben yine de pek yanaşmadım, ayıp olur diye düşündüm.
İlk günler komşu gençlerle birlikte halı sahada maç yapıyor, akşamları da sitedeki küçük kafede oturuyorduk. Yasemin de çoğu zaman arkadaşlarıyla yan masada olurdu. Bir akşam babam Nermin Teyze’gillere misafirliğe gideceğimizin haberini verdi. Hani klasik komşu ziyaretleri vardır ya, bol bol çay, kek, pastayla geçen, işte öyle bir gündü. Annem ve babam içeride çay muhabbeti yaparken, Yasemin’le mutfakta yardımcı olmamız istendi.
İlk defa baş başa kaldık mutfakta. Utangaç bir gülümseyişle birbirimize baktık. Tabakları dizerken, yanlışlıkla elim eline değdi. Normalde “pardon” der geçersin, ama nedense birbirimizin gözlerinin içine baktık, birkaç saniye fazladan sürdü o an. Kalbim garip bir şekilde çarpmaya başladı. Bunu fark etmiş miydi bilmiyorum ama, gülüp “Kendine dikkat et, elini kesme!” dedi. “Sen de dikkat et,” dedim ben de, elim titreyerek. Birer çay alıp balkona çıktık, anneler konuşurken biz de abartmadan muhabbet ettik. Kendi hakkında uzun uzun bir şeyler anlatmaya başladı. Sanki bir anda yıllardır görmediğim, bambaşka biriyle konuşuyor gibiydim. Gözlerinin içi parlıyordu.
O akşam eve geç döndük. Uyuyamadım. Kafamda Yasemin’in gülüşü, sesi dolanıp durdu. İçimde bir huzursuzluk vardı, yanlış bir şeymiş gibi hissettim ama bir yandan da fazlasıyla heyecanlıydım. Sabah hemen uyandım. Bizimkiler köy pazarına gitmişti. Can sıkıntısından balkonda çay içerken, aşağıda Yasemin’in yürüdüğünü gördüm. “Çıkıp bir selam versem mi?” dedim kendi kendime, ama cesaret edemedim. “Ayıp olur, herkes yanlış anlar, bir komşu kızıyla öyle rahat rahat konuşulmaz her zaman” diye düşündüm. Sonra içimde garip bir merak oluştu. O anda telefonum çaldı, WhatsApp’tan ‘Yasemin’ yazıyor: “Bugün bisiklete çıkıyorum, gelir misin?” Tamam dedim, attım kendimi aşağıya.
Köyün girişine kadar birlikte bisikletle gittik. Ormanda gölgesinde durduk. “Biraz oturalım mı?” dedi, ağacın altına geçtik. O an kafam allak bullaktı. Gözlerinde bariz bir sıcaklık vardı. “Burada beraber oturmak çok güzel ya, seninle daha önce hiç konuşmamışız bile,” dedim. Hafifçe omzuma dokundu, “Sen hep kendini uzak tuttun, suç sende” diye takıldı. “İyi ki bu yaz gelmişim,” dedi sonra, sesi hafif titriyordu. O anda bir şey söylemek istedim, utandım. İçimde bir kararsızlık oluştu. O mu, benden bir şey bekliyor muydu? Yoksa ben mi yanlış anlıyordum? “Başkası gibi bakmam bana… komşumuzun kızı sonuçta. Dikkat etmek lazım,” diye düşündüm.
Biraz daha sohbet ettik, arada yakın oturup bacaklarımız birbirine değdiğinde her seferinde küçük bir elektrik çarpmış gibi ürperiyordum.
Ertesi gün göz göze geldiğimiz anda ikimizin de aklında o anlar vardı. Bütün akşam süresince Yasemin’in bana attığı bakışlardan yavaş yavaş daha fazla anlam çıkarmaya başladım. Sonraki günlerde gece yürüyüşleri falan yapmaya başladık, siteden pek kimselerin olmadığı saatlerde. O akşam çimenlerin üzerinde yan yana uzandık. Ay ışığında saçlarına takılan küçük otları gülerek temizlerken, onun parmaklarımı tutarak “Sen de küçüklüğünden beri çok değişmişsin,” dediğini duydum. O an nefesi yakınımda hissettim. Sanki bir kıvılcım çakıldı; ama kendi kendime yanlış mı yapıyorum diye tutuldum, uzaklaşmaya çalıştım. O ise hafifçe kolumu çekti, göz göze geldik.
“Birine söylerler mi sence? Herkes komşuyuz, ayıp olur mu?” dediğimde gülümsedi, “Kimseye bir şey anlatmaya niyetim yok,” dedi fısıldayarak. Sonra dudaklarıma hafifçe yaklaştı. Nefes nefese, birbirimize dokunup dokunmamayı düşünürken, dudaklarımız birleşti. O an dizlerimin bağı çözüldü, kendimi tamamen salıverdim. Bu ilk öpüşmemizdi, kollarımda sıcacık nefesini, ellerimde vücudunun titreyişini hissettim.
O gece çılgın gibi heyecanlanıp sabaha kadar uyuyamadım. Olanı tekrar tekrar düşündüm. “Acaba biraz daha ileri gidebilir miydik?” sorusu kafamda dönüp durdu ama bir yandan da kendi kendime kızdım; erken mi davrandım, yanlış mı yaptım diye. Sonraki gün, annemin markete yollaması bahanesiyle siteye dönerken Yasemin köşeden çıkıp önüme geldi. “Markete geliyorum,” dedi. O günden sonra içimizdeki kıvılcımı saklamayacağımızı biliyordum.
Dükkandan dönerken, sitede kimsenin olmadığı arka yürüyüş yoluna saptı. Cebinden küçük bir anahtar çıkardı, “Evde kimse yok, kahve içelim mi?” dedi gülerek. Zaten bu fırsatı beklediğimizi ikimiz de biliyorduk sanki. Eve girdiğimizde heyecan doruktaydı. Kapıdan girerken kalbim küt küt atıyordu. Oturma odasında ilk başta yan yana oturduk, garip bir sessizlik oldu. Sonra bana döndü ve “Yalan yok, seni istiyorum,” dedi. O an, sanki biri koşulları, ahlaki engelleri, komşuluk sınırını umursamadan üzerimden aldı. Vücuduna yaklaştım, dudaklarını tekrar öptüm, ellerim saçlarından kaydı. O ilk öpüşmede içimde biriken her şeyi parmak uçlarımda, dudaklarımda hissettim. Kıyafetlerimiz yavaşça aramızdan kayarken ellerim kasığındaki sıcaklığı hissetti, vücudunun terli ve yumuşak kokusu karıştı odadaki havaya.
Birbirimize bakıp gülümsedik. Gergindim ama Yasemin’in gözlerinde de heyecan vardı; hem cesurdu hem de ilk defa böyle bir şey yaşadığını belli ediyordu. “Devam edelim mi?” diye fısıldadı kulağıma, kafa salladım. Ellerim bacaklarından yukarı kayarken titreyerek iç çamaşırını çıkardım. O an Yasin’in vücudunun sıcaklığıyla karşılaştığımda başım döndü. Dilimle boynunda küçük bir iz bıraktım, o ise ellerini sırtımdan indirerek kalçama bastırdı. Bir anda kontrol bana geçmiş gibiydi; yatağa uzanırken üzerindeki t-shirtünü çözdüm, göğüslerine dokunmakten çekinmeden, dilimle emdim. O an çıkardığı sesler, bana “durma, daha fazla” der gibiydi.
Üzerime çıkıp, dudaklarımla aşağıya inerken tırnaklarını sırtıma geçirdi. Parmaklarının arasında bedenimin kıvrıldığı anı hissettim. Yavaş yavaş bedenlerimiz birbirine yaklaştı, dudaklarından kasığına kadar küçük öpücükler kondurdum. Kalçalarını ellerimin arasında hissediyor, her seferinde biraz daha derinleştiğimi fark ediyordum. Artık tamamen çıplaktık.
Onun bedeninde, içinin nemliliğinde azalmayan bir şehvetle her hareketimi hissettirerek, yavaş yavaş içine girdim. İlk başta bir an durakladık, birbirimizin nefesini duyduk. Sonra kalçamı ileri iterek, beraberlik anının sıcaklığında tenimizin her santimetresiyle birbirimize karıştık. Yasemin’in “Daha fazla, lütfen,” fısıltısı kulaklarımda yankılanınca kendimden daha fazla geçmeye başladım. Hızlandıkça bedenlerimiz birbirine vurdu, tenimizin, kasıklarımızın çarpışmasında odada sadece bizim sesimiz vardı. Göz göze geldikçe birbirimize gülümsedik, defalarca nefeslerimizin kesilip bir daha devam ettiği o anları unutamayacağımı biliyordum.
En sonunda, onun kasılmaları ve nefesinin hızlanmasıyla beraber ben de kendimi bıraktım. Yorgunlukla, üst üste, nefes nefese, çıplak ve ter içinde yatarken, ikimiz de bir süre konuşamadık. Elimi saçında gezdirirken Yasemin’in yüzündeki hafif gülümseme, gözlerindeki mutlu ifade bana “doğru bir şey mi yaptık acaba?” dedirtti ama pişman değildim.
O günden sonra aramızda her şey değişti. Dışarıdan baktığınızda hâlâ sadece komşu çocukları gibiydik, ama göz göze geldiğimiz her anda ikimizin de bildiği sırlı bir yakınlık vardı. Sanki artık her gece, her yaz buluşmanın başı, o ilk dokunuşun heyecanı olacak gibiydi. Bu yaşadığım şey, benim için hayatımın en gerçek, en unutulmaz anı olarak kaldı.