Geçmişte kalmış bir yaz akşamı gibi anlatacağım sana, çünkü hâlâ ne zaman uyusam o gecenin sıcaklığını omuz başımda hissediyorum. Hikaye biraz garip, biraz çekingen, biraz da tekinsiz başlıyor. Belki de herkesin başına gelmiştir; şehirden uzak, yazlık sitede geçirdiğin o uzun, gereksiz günlerden birinde başlıyor. Benim adım Erhan, 28 yaşındayım, bilgisayar mühendisiyim. Senelerdir ailemle birlikte yazları küçük bir sahil kasabasındaki aynı yazlığa geliyorum. Aşağı üç villa ötede oturan, anne-babasının evinde yaşayan, üniversiteye yeni başlamış bir kız vardı, Yağmur. O yaz başında onun şimdi farklı olduğunu, büyüdüğünü, kendine has bir çekicilik kazandığını fark etmiştim ama öyle bir hikayeyle ilgili olabileceğimi hiç düşünmemiştim.
Babamla komşulara mangal için ateş yakmaya gitmemiz, Yağmur ve ailesiyle kırık dökük sandalye muhabbetleri, yağ dökülmüş tabaklar, uzaktan annelerin “üç dilim daha mı karpuz?” diye sormasıyla geçerken fark ettim onun başka bir gözle bana baktığını. Ama o bakışlarda net olan bir şey yoktu. O kadar temizdi ki, içim rahatladı. Hatta gururla “Bak Erhan, senin de küçük kardeşin gibi işte” diyorum kendime. Ama tabii ki öyle değil. Hiç öyle kalmadı.
Akşamlardan bir akşam, Yağmur sosyal medya profilinden bana mesaj attı. “Abi, yandaki markette şu dondurmadan var mı?” diye. Onun için dondurma almaya giderim… Gittim de. Ama dönerken birden varlığım anlamsızlaştı. “Bu çocuk niye benimle ilgileniyor ki?” diye. O yaşlarda ne kendimden eminim, ne de doğruyu yanlışı tam biliyorum. O gece, herkes evine geçerken Yağmur kapının önünde oturuyordu, çekirdek çitliyordu. Annemler çoktan yatmıştı. Ben ise bahçede, kısık sesle müzik açıp yıldızlara bakıyordum.
Aramızda böyle basit bir alışkanlık oluştu. O geceden sonra, her gece bir şekilde sohbet etmeye başladık. Geceleri telefonumuzdan aynı müziği açıp, mesajlaşarak, neredeyse iki ayrı evde ama sanki aynı ortamdaymışız gibi hissederek küçücük bir çekim doğdu. Bir gün mesajları bırakıp “Haydi Erhan kahve içer miyim?” dedi. Bir yazlık kahvesinde saat gece yarısı Yağmur’la ikimiz oturduk.
Kahvesini alırken, elleri titriyordu. Nasıl bakmam gerektiğini unuttuğum gözlerle bakıyordum ben de. Bir ara masadaki telefon iki kez titredi ve bana döndü: “Seninle konuşmak bana garip geliyor. Yani, başkalarıyla konuşmak gibi değil mesela.” Sessiz kaldım. Bir şey demek istemedim. Çünkü garip olan bendim. Yutkundum. Aramızda on yaş vardı ve ben, onun başka bir arkadaş yerine bana dökülmesinden tuhaf bir heyecan duyuyordum. O günden sonra işin rengi değişmeye başladı.
Evde yalnız kaldığım günlerde, Yağmur mesaj atıp “Kahveyi burada içer miyiz?” dedi. Bir akşam, ailem dışarıdaysa o da bizim tarafta yalnızdı. Az sonra evime geldi, elinde kahve fincanı. Rahat olamadım, yastıkları düzelttim, mutfağa gittim geldim; ellerim sürekli boş bir şeyler aradı. Yağmur ise koltuğa oturdu, elini dizine koydu ve bana klima soğuk mu diye sordu. O an nefesi bile üstüme çarptı. Gözleri benim gözlerimi mi kesiyordu, anlamadım.
Sohbet baştan saçmaydı. Saçlarını neden kısalttığı, yazın burada mı geçeceği, İstanbul’daki arkadaşları… ama her cümlede bir yakınlık, bir sinsi gülümseme. “Sana bir şey söyleyeceğim ama hiç kimseye anlatmazsın… Mesela bazı kızlar çok çekici buluyor seni, önceki akşam dedikodu döndü bile,” dedi birden. Utandım, yüzüm kızardı. “Kim?” diyecek oldum ama ekledi: “Ben de merak ediyordum. Yani daha önce aklıma gelmemişti şimdiye kadar.”
Dakikalarca konuştuk, güldük, sessizliklerde ellerini dizinde oynattı, bense göz göze gelmemek için çırpındım. Birdenbire masanın altındaki ayağını benim ayağımın yanına sürdü. O hareket, sanki içimde bir şalteri indirdi. Yutkundum, ona yan gözle baktım. O ise bana çok yakın oturuyordu artık, dizlerimiz değiyordu.
“Bazen düşünüyorum da, senin yerinde başka biri olsa… Belki de çoktan…” dedi, cümlesini yarım bıraktı. O an göz göze geldik. “Başka biri olsa ne?” dedim. Kıkırdadı, “senin gibi biriyle flört etmek garip mi?” diye sordu. Konuşmak yerine elimi dizine koydum, kendimden beklemediğim bir şeydi. Tüyleri ürperdi, kalbi atıyordu neredeyse parmaklarımın altında.
“Garip değil, eminim biriyle denemek isterdim,” dedim ben de. O an odadaki ses kısıldı. Birkaç saniye boyunca birbirimize bakarken nefes alışverişlerimiz birbirine karıştı. Ellerim onun elindeydi. Parmaklarını avuçlarımın arasına aldı, yüzünü hafifçe bana çevirdi. Dudaklarımız arasındaki mesafe azaldı. Kendi kendime “Yürü git, yanlış bu, başımızı derde sokacaksın,” diye düşünüyordum. Ama vücudum hareket etti. Yavaşça öptüm onu. Önce öylesine, sonra deli gibi. Dudaklarımız birbirine karıştı, nefesi ağzımın içine doldu.
Elimi saçlarına götürdüm, ensesine dokundum. Gözleri kapalıydı. “İstiyor musun?” diye fısıldadım. “Çok,” dedi, sesi titriyordu. Kucağıma oturdu, elleri gömleğimi açarken elleri de titriyordu. Onu yatağıma çektim. Ayaklarımızı yere sürterek, sessiz olmaya çalışarak bir anda üstümdeydi. Tenine dokundukça tüylerim diken diken oluyordu. Ti-şörtünü çıkardı, siyah sütyeniyle bana endişeli gözlerle baktı.
“Devam edelim mi?” dedi neredeyse fısıltıyla. “Daha önce olmadı mı?” dedim huzursuzca. “Bir kere oldu, ama istemiştim, şimdi çok daha farklı,” diyerek öptü boynumu. Tüm vücudu kollarımdaydı artık. Sütyenini çıkardım, göğüsleri ellerimin arasındaydı. Dudaklarımla tenine dokundum. Her defasında, ilk seferini tadıyormuş gibi üzerimdeydi. Olabildiğince yavaş davranmaya çalıştım, o anı kaybetmemek için. Teninin kokusunu soluyordum.
Altında iç çamaşırı kaldı. Ellerimle bacaklarını okşadım, parmak aralarını öptüm. O da aynı şekilde göğsümde, boynumda sevişti. Bir adım ileri gittik. Sonunda çırılçıplak, taşak gibi sessizliğin ortasında bir anda ayakta kalakaldık. Koruma aldım, yanına uzandım. “Hazır mısın?” dedim, gözleriyle bana işaret etti.
O gece her şey çok yavaş, çok ateşliydi. Üzerime oturdu, vücuduna temasımda ikimizin de vücutları birbirine dolandı. Onun sıcaklığını tüm tenimde hissettim. Beni içine aldı, başını omuzuma gömdü. İlk hareketlerinde vücudu titriyordu, ben de kalbimin gürültüsünü duyuyordum. Her hareketimizde nefesini kulağımda, inlemelerini göğsümde hissettim.
En sonunda ikimiz de kendimizden geçmiş, ter içinde kalmıştık. Yan yana yatıp, göz göze geldik. Elini saçlarımda gezdirdi, “Hiç böyle olacağını düşünmemiştim,” dedi. “Ben de,” dedim. “Başka bir yaz olsaydı, başka bir yerde olsaydık, belki de böyle olmazdı.” güldü.
O akşamın sonrasında, her şey biraz daha karmaşık, biraz daha güzel oldu. Bana ilk defa gerçekten bir yetişkin gibi yaklaşıldığını hissettim. Onun da gözlerinde o yaşadığımız gecenin izlerini yıllarca gördüm.
Bu hikaye hâlâ aklımda, çünkü o gecenin tenini, nefesini, kokusunu hiçbir yaz unutamıyorum. Belki ben de her yaz, onu o gece gibi hissetmek için tekrar tekrar geliyorum buralara.