Yaz aylarını, ailemle birlikte her sene Çeşme’deki yazlığımızda geçiriyoruz. Burası çocukluğumdan beri en keyif aldığım yer. Komşularımız yıllardır aynı insanlar, herkes birbirini tanır, aileler samimi. Benim de burada çocukluktan beri arkadaşlarım oldu, ama yaşlar ilerledikçe ilişkiler değişiyor tabii.
İsimim Burcu, 23 yaşındayım. Üniversiteyi yeni bitirdim ve bu yaz, eskiye göre daha özgür hissediyorum. Annemle babam genelde Karşıyaka’daki işlerine gidiyorlar; hafta içi evde sadece ben oluyorum. Geçen yazdan beri komşumuz Haluk abi ve ailesiyle çok samimiyiz. Haluk abi 46 yaşında, karizmatik, bakımlı bir adam. Eşi Gül abla dışarıdan çok ilgili ve sıcak birine benziyor ama uzun süredir araları pek iyi değil diye konuşuluyor. Haluk abiyi ise mahallede kadınların hep konuştuğunu duyuyorum. Yaz günleri yürüyüş yaparken yan yana geldiğimizde laf atarlar. Ben de bazen onun dikkatini çekmek için özel özeniyorum, itiraf edemeyeceğim şekilde ondan çok etkileniyorum.
Ama duygularımı içime gömüyorum, çünkü ‘abi’ etiketi ağır. Bir de bu işin mahalle baskısı, aileler derken… Neyse, bu yaz başında, tam da yazlık hayata adapte olmuşken, bir akşam planı başlayarak her şey değişti.
Geçen hafta, Haluk abi akşam üstü bahçede otururken beni davet etti. “Burcu, çay içmeye gelsene?” dedi. Saçlarımı tarayıp, hafif makyaj yaptım, mor mini elbisemi giydim. Elbisenin askısı biraz gevşekti, omzumdan düşüyordu. Çayını içerken gözleri hep üzerimdeydi, bunu hissettim. Geçmiş yıllarda bana bakışları çok daha ‘abi’ gibiydi, şimdi ise tamamen farklı bir enerji vardı. Aramızda havada belli belirsiz bir gerilim olduğunu fark ettim. Kalbim hem hızlanıyor hem de çekiniyordum. Gül abla da evde yoktu o akşam. Haluk abi, garip bir şekilde bana daha yakın davrandı; çayın yanına karpuz kesmişti, bana şekerli lokum uzattı.
“Dersler bitti mi?” diye sordu. “Evet, bu yıl mezun oldum.” dedim. Bir süre konuşmadan bana baktı. “Artık büyüdün yani… Zaman çok hızlı geçiyor Burcu.” dedi. Bu konuşma bana ‘artık çocuksun, büyüdün’ gibi bir mesaj veriyordu. Utandım ama aynı zamanda hoşuma gitmişti.
O gece o kadar değişikti ki… Eve gidince kafam karıştı. Bir abiye böyle mi bakılır? Bu his normal mi? Kendime kızdım. Ama sabaha kadar Haluk abinin bana bakışlarını, sesini, ellerini düşündüm. Elbisemin içinden göğsüm belli oluyordu; onun bakışlarının boynuma, göğsüme indiğini hissetmiştim. Kendimle savaştım resmen. Ertesi gün yine bahçede karşılaştık, bu sefer göz göze gelmemeye çalıştım. Ama o ısrarcıydı, “Bir ara bana yardım eder misin? Arka tarafta birkaç işim var.” dedi.
Birkaç gün boyunca içimde o kararsızlık sürdü. Onu görünce heyecanlanıyor, utanıyordum; ama istemsizce içimde bir istek büyüyordu. Duşta Haluk abiyi düşünmeye başladığımı itiraf etmekten çekiniyorum… Ellerini, bakışını, saçındaki hafif gri telleri düşündüğümde, küçük bir titreme hissediyordum.
Sonunda o ‘iş’ için bahçelerine gittim. Arka tarafta hortum takılması lazımmış. “Tuta tuta bana yardımcı ol, ben takarken eğiliyorum, kaç kere elim çarptı, sen tutarsan kolay olur,” dedi. Eğildiğinde şortunun bacaklarından kaslarını net görebiliyordum. Neden bu kadar yakışıklıydı, neden böyle bir adamla aynı anda burada olmuştum bilmiyorum. Elimle hortumu tutarken omuzlarımız değdi, bir anda aramızdaki mesafenin kalmadığını fark ettim. “Harikasın Burcu, işte bu!” dedi. Kahkahası ve rahat tavrı beni daha da etkiliyordu. Elimi bırakmadı, sertçe tuttu. “Çok güçlüsün,” dedim, gözleri gözlerimdeydi artık. Soğuk bir su damlası koluma sıkıştı. “Üşüdün mü? İçeri geçelim ister misin?” dedi. Şaşırdım, ama başka bir dünyaya taşınmış gibiydim.
İçeri girdik, müzik hafif fonda çalıyordu. Haluk abi mutfağa gitti, “Soğuk bir şey içer misin?” diye sordu. “İyi olur,” dedim. Buzlu limonata getirdi. Yanına otururken aramızdaki mesafe daralmıştı, bana yaklaşınca kokusunu hissettim. Sanki artık birbirimize bir şey söylememize gerek yoktu. O ise bir anda sustu, yüzüme şöyle bir dokundu. “Gerçekten büyümüşsün Burcu,” dedi. O kadar yakınındaydım ki, hatlar bulanıktı artık. Tüm heyecanım bedenime vurmuştu. İlk defa bir şey olacağına inandım. Dudaklarıma baktığını hissettim.
Omzuma dokunduğu anda titredim. Elini elime götürdüm. Kısa bir sessizlik oldu, nefes alışverişleri değişti. “İstersen buradan çıkıp gidebiliriz, karar senin,” dedi. Burası kırılma noktasıydı. “Ben kalmak istiyorum,” dedim fısıltıyla. Sonra bir anda, kendimi daha önce hiç yaşamadığım bir şeyin içinde buldum. Elle tutulur bir cinsel gerilim vardı; hem korkuyordum hem de bunu istiyordum.
Ellerini bir anda belime doladı, dudaklarını boynuma değdirdiğinde vücudum ateş aldı. Öpüşmeye başladık, dudaklarımızı zor ayırıyorduk. Elleri göğsüme süzüldü, parmaklarımla teninin sıcaklığını ilk defa hissettim. O kadar doğal, o kadar deliceydi ki, kendimi hiç tutamadım. Yavaşça üzerime yaslandı, elbisemin askısı düştü, sütyenim çözüldü. Haluk abiyle aramızda şimdiye kadar ördüğümüz tüm duvarlar yıkılmıştı.
Yatak odasına geçtiğimizde gözlerimin içine uzun uzun baktı. “Emin misin?” dedi. “Öyle çok istiyorum ki,” dedim, artık engel olmak mümkün değildi. Onun vücudunu, kaslı göğsünü, güçlü ellerini her dokunuşla daha çok keşfetmek istiyordum. Göğsüme, kalçama, bacaklarıma dokunuşu elektrik gibiydi. İçimde bir anda hem utanç hem istek yükseldi, ama artık kendimi özgür bırakıyordum. Üzerimdeki elbiseyle vedalaşıp, tamamen çıplak kalınca yatağa uzandım. O da üzerindekileri çıkardı, teni tenime değdiğinde ikimizin de nefesleri kısaldı. Aramızda hiçbir şey kalmamıştı.
İlk öpücükten itibaren hızla birbirimizden kopamıyorduk. Haluk abinin elleri bacaklarımda dolaşırken, dudaklarıyla boynumu, meme uçlarımı öpüyor, arada hırıltılı bir sesle ismimi fısıldıyordu. Onun penisini ilk defa çıplak gördüğümde heyecan ve merakla karışık bir şehvet sardı içimi. Ellerimle kavradım, başımı eğip ucundan öptüm; Haluk abi derin bir of çekti. Özgüvenli bir şekilde bir elimle penisini okşadım, ağzımla yavaşça emmeye başladım. O sırada elleri saçlarımda gezindi ve “Burcu, çıldırtıyorsun beni,” dedi. Ben de aynı şekilde onun dokunuşlarına karşı koyamıyordum.
Bir anda kendimi yatağın üzerine ittirirken göğsüme kapanıp deli gibi öpmeye başladı. Her hareketi bana yeni bir haz ve heyecan veriyordu. Parmaklarımla saçlarını okşarken, vücudumun en mahrem yerinde onun parmaklarını, sonra da dudaklarını hissettim. Tüm vücudum titreşimlerle sarsılıyordu. Dilini klitorisimde gezdirince yüksek sesle inledim, artık hiçbir çekincem kalmamıştı. O arada bir eliyle kalçamı kavradı, beni kendine daha çok yaklaştırdı. O anlarda tamamen teslim olmuştum.
Kendini içime yavaşça yerleştirirken gözlerimin içine bakarak “Sana zarar vermek istemem,” dedi. “Sadece istiyorum, lütfen…” dedim ve o anda onun tüm varlığıyla bana ait olması bana inanılmaz bir haz verdi. Önce yavaşça, daha sonra tempoyu arttırarak benimle sevişti. İçimden dalgalar halinde geçen o his… Beni sarhoş etmişti adeta. O an kendimi tamamen Haluk abinin kontrolüne bırakmıştım. İkimiz de zaman kavramından kopmuştuk, sadece birbirimizi hissettik. Orgazm olurken vücudumun her noktası titredi. Onun da boşalırken çıkardığı boğuk ses bana hiç unutamayacağım bir zevk yaşattı.
O geceden sonra ona bakışım, onun bana dokunuşu değişti. Hem suçluluk, hem de tarifsiz bir mutluluk var içimde. Belki de en başından beri ikimiz de bunu istiyorduk… Şimdi anlıyorum ki, bazı anlar insanı yıllarca silinmeyecek şekilde değiştiriyor. Bu da benim gizli, yasak ve asla unutamayacağım yaz tatili hikayem oldu.